Etiket Arşivi: 'PZT'

Deliler

Dün sinemalarda yeni vizyona giren Deliler filmine gittim. Filmin tam adı, Deliler Fatih’in Fermanı.

Osmanlı tarihini çok sevmem ama bu tarihte en çok ilgimi çekenlerdendir deliler. Nedeni basit, kendime benzetmişimdir hep. O yıllarda yaşamış olsaydım, kendi rızamla deliler ocağına katılmak isteyeceğimden eminim. Tabi karşı çıkarlardı ona da eminim. Ne de olsa aklımız başımızda, anamız babamız hayatta. Delirmeye bile hakkımız yok. O tarihte deliler ocağına katılamadık ama, bu tarihte tımarhane ocağına katıldık.

Delileri normal insanların anlayabileceğini sanmıyorum.  Ben iyi anlıyorum. Ama bence hem o tarihte hem de bu tarihte kendisini normal olarak niteleyen şanslı tuzu kurular delilere acımışlardır, acıyorlardır. Kimi kimsesi olmayan, kafayı tırlatmış veya tırlatmaya zorlanmış insanlardır bunlar. Aileleri yoktur, ilişkileri yoktur, akrabaları yoktur, birini sevme ya da biri tarafından sevilme şansları yoktur. Çok acılı eğitimlerden geçerler. İç dünyalarında her zaman yalnızdırlar. Belki de bundan mütevellit, dini inançların da baskıları ile, tek arzuları şehit olmaktır. Savaşta ölmek isterler. Öldükleri zaman şehadet mertebesine erişip cennete gideceklerine inanırlar, dünyanın bütün kötülüklerinden kurtulacaklarını düşünürler. Dünyada yaşayamadıkları, mahrum kaldıkları tüm güzellikleri öteki tarafta yaşayacaklarına inanırlar. Bunları hayal ve idrak etmeniz güç biliyorum ama ben çok iyi anlıyorum. Malesef delileri çok iyi anlıyorum. Onlar gibi benim de yaşayamadığım bir hayat var ama ben onlar gibi diğer taraftaki cennete de inanmıyorum. Küçük de olsa farkımız var.

Delilerin nasıl eğitimler aldıklarını, internette araştırabilirsiniz. En bilineni ellerini mermerlere vurarak antrenman yapmalarıdır. Elleri insan vücudunun taşıyacağından çok daha büyük bir kemik kütlesine dönüşür. Bu sayede tokat atarak bir atın boynunu kırabildikleri söylenir. Vücutlarında hayvan figurleri taşırlar. Doğanın parçası olarak simgelerler kendilerini. Öldürdükleri düşman kadar mertebelerinin yükseleceğine inanırlar. Her savaşa ölecek oldukları için sevinçle gider, ölemedikleri zaman üzüntü ve bunalım içerisinde geri dönerler. Bunu da anlayamadınız değil mi? Anlamayın boşverin gerek yok. 8-5 mesainizde böyle şeyler sormayacaklar zaten size.

Bipolar’ı anlatan Türkçe bir film yapıldı, yalnız başıma sinemada izledim. Şimdi de Deliler’i izledim. Bana yaklaşan onca film oldu ve hepsini yalnız, yapayalnız izledim. Hani siz sağlıklı insanlar yalnız sinemeya gidemezsiniz ya ondan üzerine basa basa söylüyorum. Sizlerin bi tarafı yemez o işi. Hem ayıptır değil mi? Kendinizi ezik falan hissedersiniz aman yalnız gitmeyin. Bekliyorum belki “borderline” ı  anlatan bir Türkçe film de yapılır yakında, onu da yapayalnız ve sıkıntılı bir şekilde gider izlerim. Belki de satırlara yön verebilir ve kitabı bitirirsem birisi senaryo olarak benim anılarımı kullanmak ister, kim bilir…

Hiçlikle dolu bir günün daha akşamıydı. Tüm gün fistül rahatsızlığımı daha da beter hale getirebilirim korkusuyla bir kafede boş boş oturduktan sonra, yine hayatımda bir şeyler yapayım, iki tane insan göreyim edasıyla antrenmana gitmiştim. Antrenmanda etrafımdaki insanlardan daha iyi süper yapmış olmanın anlamsızlığıyla, kimsesizliğimi belki avuturum diyerek anne-babamın evine yemeğe gittim. Yemekten sonra oturdum hiçlikle mücadele etmemek adına daha önce izlediğim bir filmi izledim. Gece geç saatlere doğru ilerleyince ve her zamanki gibi hiçlik kulağıma fısıldayınca günlerden cuma olduğunu hatırladım. Geç saatte sinema olabilirdi bu da bana erkenden eve gitmeme fırsatı verirdi. Evde hiçliğin sesini dinlemektense gece 2’ye kadar bir şeylerle uğraşma şansı. Kalktım ve 10 dakika içerisinde sinemaya vardım. 2 saat oyalandım. 2 gibi çıkıp istemeyerek de olsa eve gittim yine. Ne kadar uyudum ne kadar iyi uyudum bilmeyerek kalktım. Halsizdim, yorgun ve mutsuzdum. Kahvaltı yapacak enerjim, isteğim ya da siz her ne diyorsanız yaşama sevincim yoktu. Her ne kadar işsiz ve maaşsız bir insan olsam da dışarıda yemek istedim yumurtayı. O yumurtanın parasını hesaplamak ne acı değil mi? Size değil, yatıyorsa maaş. Biz bu hesapları yaptık diye gördük it muamelesini sevdiğimiz kızdan. Olsun, ne de olsa herkes aynı hayatta değil mi? Acıyı azaltma amacıyla çıktım evden. Her seferindeki gibi kaçar gibi çıktım. 32 yaşında, eli kolu tutan, yakışıklı olduğu söylenen, kafası birçok şeye basan genç bir adamın gün içinde yalnız başına saçma sapan bir evde oturması o kadar zoruma gidiyordu ki, bu eve taşındığımdan beri çıkmadığım tek bir günüm olmadı sanırım. Gittim yedim yumurtamı uzun zamandır gitmediğim bir yerde. En son onla gitmiştim o kadar. Etrafıma baktım. Yaşayamadığım hayatlara baktım. Olasılıkları düşündüm. Ben düşündüm, ben dinledim. Sonra da buradayım işte. Yine hiçbir şey yapmıyorum. 1. mekana yeterince hesap veremediğim için, hayatın acılarını bir nebze olsun azaltma amaçlı 2. mekana geldim. Hiç para kazanamadığım için biraz da buraya para vereceğim. Karşılığında ise hiçbir şey yapmayacağım. Kitap yazma amacıyla hazırladığım Word belgesine yazamayacak, buraya yazacağım. 5 kuruş kazanamayacak olmak bir yana, hayatta hiçbir işe yaramayacak olmam başka yana. Ne kendime faydası var ne başkasına. Sadece zaman geçsin diye yaşamak nedir bilir misiniz? Zaman geçsin diye diye 32 oldum. Bitmiyor ve her gün bir öncekinin aynısı. Pes ettim mi hayır, hala iş görüşmeleri yapıyorum. Teklifler, ısrarlar, yalanlar, dolanlar. Mecburum. Mutlu mu olacağım? Hayır. Düşündüğüm tek şey var. Fakir, işsiz ve maaşsız mutsuz olmaktansa, maaşlı mutsuz olayım. Azıcık özgüvenim olur belki. Hem bu zamanda önemli olan para zaten, ruh hastası olsan ne olur psikopat olsan ne olur? Paran olsun, karşı cinsin en beğendiğisin, net.

Sonuç yataktan bombok kalkmışım yine. Hem de cumartesi. O gece de yaklaşıyor, hoş, çok hoş. Önce şimdi hiçbir şey yapmadan birkaç saat geçiririm kahveli mahveli. Sonra antrenman. Sonra anne evinde yemek, sonra ertesi güne kadar hiçlik. Sonra ertesi gün pazar. En fenası, koş sıkmacıya. Sonra da pazartesi sendromu. Ahahah. PZT iş konusunda yine bir ümit, ardından hayal kırıklığı. Evet hazır olduğum bu. Tamam sizin taktik. Bu sefer oldu bu iş.

Araya giden koca bir hayat, bir ömür. Sabrın bittiği noktada yırtık bir omuz tendonu, fistüllü bir makat, yaralı bir parmak, beyinde sayılmayacak hasar, gözlerde pc ye bakmaktan, omurgada oturmaktan, ruhta acı çekmekten oluşmuş tahribatlar… Deliler söylesin şimdi bana, cenneti hak edecek ne yapmışım.

Güzel filmdi, izleyin. Sadece film olarak veya tarihten bir kesit olarak izleyeceğiniz için izleyin, seversiniz.

Ha yaşadığı hayatı benimkine benzeten varsa, onlar kesin izlesin zaten.

Akıllılar yerine delilere kıymet verilseydi, ne dünya, ne de Türkiye böyle bir yer olurdu…




ankara escort izmir escort antalya escort eskişehir escort escort ankara