Etiket Arşivi: 'lg'

Pencereden bakıyorum

Doğru, pencereden bakıyorum.

İroni yaptım. Windows. Pencereler. Gerçi hangi sistem olursa olsun, farkında değil misiniz hep pencereler?

Her bir pencerede ayrı bir olay, ayrı bir durum, ayrı bir hayat. Tıpkı gerçek hayat gibi. Tıpkı evinizin penceresinden baktığınızda gördüğünüz diğer pencereler gibi. Siz sadece bir pencereden ibaretsiniz. Tek bir pencereden bakabilirsiniz. Ama o pencereden baktığınızda yüzlerce belki binlerce pencere görebilirsiniz. Her pencerede farklı insanlar her pencerede farklı hayatlar.

İnternet çılgınlığının yaşandığı günlerde de aynısı oluyor. Açın bir sosyal medya hesabı, ekleyin yüzlerce arkadaş. “ARKADAŞ” :D Sonra bakın pencerenizden izleyin. İnsanların nasıl yaşadığını izleyin. Ya da nasıl yaşamak istediklerini, nasıl bir yaşamı yansıtmak istediklerini izleyin. Kandırılın. Esas sanal gerçeklik sizin baktığınız pencere değil, size gösterilen pencereler, hayatlar, insanlar…

Yaşayanlar ile yaşadığını sananlar arasında bir yerdeyiz. Ben oturduğum yerden onlarca kişiye acıyabilirim. Acıyabilirim ama bu benim kendime üzülmemi engeller mi? Hayır engellemez. Engellemiyor. Keşke engellese.

En çok üzüldüğüm, düne kadar beğenmediğimiz, onaylamadığımız, ayıpladığımız insanların bugün bizlerden kat kat başarılı olduklarını gözlemlemek oluyor. Ben bu satırları kaybedenler klübünün üyesi olarak yazıyorum. Siz kim olarak okuyorsunuz? Ne paylaştınız az önce facebookta kendinizle ilgili? Bir düşünün bakalım.

Acınası hayatınızda iyi şov yapıyor musunuz? İnsanlar sizi sosyal sanıyor mu? Cinsel yaşantınız olumlu etkileniyor mu bu durumlarla? Ben size kızmıyorum yanlış anlamayın, sizi bu duruma düşürenlere kızıyorum. Siz sadece bir piyonsunuz. Birileri böyle olacak diyor, siz de öyle yapıyorsunuz ve kazanıyorsunuz. Benim gibi isyan edenler ise bu satırları yazıyor yokluk içerisinde.

Neyse, nereden rast geldiniz bu yazıya bilmiyorum ama, yorum yapmak için yormayın kendinizi, yoksa zeka sınırlarınızı zorlayacak bir yanıt alabilir ve çirkefe karışabilirsiniz.

Şimdi gidin pencerenize geri dönün. Ana sayfanızı değil de, profil sayfanızı gözden geçirin. Bir bakın bakalım insanlar sizi nasıl görüyor. E hayatınızda bundan daha önemli bir şey var mı ki?

Atrix’ten Sonra Moto G

Selamlar arkadaşlar. Yine bir akıllı telefon sınıf atlaması gerçekleştirdik. Aslında aynı sınıfta devam ettik de diyebiliriz. Fiyat performans canavarı olan Atrix’ten sonra yine bir fiyat performans canavarı olan Moto G’ye geçiş yaptık. Yine güzel kampanyalar yakaladık ve iyi bir fiyattan aldık cihazımızı.

 

Yine Motorola yine Motorola. E telsizci adamız ne de olsa, başka telefon yakışmaz :). Tabi şaka bir yana, ben plastik Samsung kullanmaktan hoşlanmıyorum. LG bu aralar baya yol kat etti, gün be gün daha çok gelişiyor fakat fiyatları ortada. Keza Sony ye de asla sözüm yok ama onun da fiyatları ortada. Telsizlerle uzun süre uğraşmış bir adam olarak Motorola’dan sağlam ve uzun ömürlü iletişim cihazını rastlamadım. Bu durumu yeni nesil cep telefonlarında da görüyorum. Zira ATRIX’im denize girdikten sonra bile bana mısın demeyen bir telefondur. Aman kırıldı, aman bozuldu, aman sapıttı dertleriyle uğraşmayı sevmeyen bir adamsanız, Motorolayı öneririrm. Tabi siciline bakacak olursak Sony, bugüne kadar diğer tüm elektronik aletlerinde gösterdiği başarıyı, cep telefonlarına da taşıdıysa, aynı hazzı yaşatacaktır.

Sözü fazla uzatmayayım. Atrix dediğimiz alet zaten sadece benim kafadan insanların kullandığı bir aletti. Fakat Motorola, ticari kaygı sebebiyle, bu telefona verdiği yazılım güncellemesini Android 2.3 de kesti. 1gb ram, 1ghz çift çekirdek işlemci, tegra lı bir telefon 2.3 de kaldı. Resmen komedi. Ki rakiplerinde olmayan, herkesin ilk defa Iphone’da geldiğini sandığı Parmak İzi algılayıcısına sahip, hafıza kartı girişi olan, gorilla glass lı bir telefondan bahsediyoruz. Eh işte diyorum ya, ticari kaygılar. Eğer güncelleme gelseydi, ATRIX birkaç sene daha gidecek bir telefondu. Neyse benimki hala duruyor. AR-GE çalışmalarımda kullanmaya devam edeceğim. Sonuçta ömürlük cihaz.

Atrix’den sonra Moto G gibi bir telefon bana ilaç gibi geldi. Çünkü cihaz resmen ATRIX’in güncelleme almış versiyonu gibi. Hatta bunla kalmamış, hızlanmış, büyümüş, ekranı güzelleşmiş, falan filan. Tabi bu cihazın bile atrixten geri kalır yanları var. Hafıza kartı girişi olmayışı en büyük handikap. Gerçi duyduğuma göre yurt dışında hafıza kartlı versiyonu da satılacakmış. Tabi bu durum bizi pek ilgilendirmiyor. Ayrıca Atrix’in en büyük handikapı, şarj sorunuydu. Ki zaten bu sorun işletim sisteminden kaynaklıydı. Eminim güncelleme alsaydı şarj süresi 2 katını geçerdi. Nerden mi biliyorum? Bir zamanlar Xperia Active cihazım vardı. Android 2.3 sürümü beni deli etmişti. Telefonu hiç kullanmadığım halde akşam eve zor yetiştirirdi. Sadece işletim sistemi değişikliği ile, ki onu da sony vermedi, Cyanogenmod ile 4.1 e güncellediğimde, şarj süresi 3 katın üzerine çıktı diyebilirim. İnanılması zor bir farktı gerçekten. Hali hazırda bu cihazı kullanmaya devam edenler var ise, hiç beklemeden cyanogenmod rom yüklesinler ve bana dua etmeye başlasınlar.

Konuyu fazla dağıtmadan Moto G ‘ye geri dönelim. Cihazı şimdilik tanıma aşamasındayım. Eski cihazdaki tüm alışkanlıklarımı bugün adapte ettim. Ana ekranı aynı yaptım diyebilirim. Eski telefondaki, daha doğrusu hafıza kartındaki tüm resim, video, sms leri de Motorola’nın Geçiş uygulaması ile aktardım. Tabi 16gb in yarısı gitti bile. Gözünü sevdiğimin ATRIX’inde 16gb belleğe ek bir de 32gb kart takmıştım. Şimdi 32gb lık kartım süs oldu. Tabi her şey bir arada olmuyor. O da 2.3 ile traktördü malesef. Özellikle kullanan bilir, arka planda başka bir işlem varsa, örneğin program indirme veya yükleme, telefonu kullanmanız imkansız gibi bir şey. Yani çift çekirdeğin gingerbread de hiçbir işe yaradığını sanmıyorum.

Neyse geçmişi unutalım artık. Biz KitKat’dan bahsedelim. Her ne kadar geç kalmış olsak da, en azından piyasadaki son sürüme sahibim şu an. Gerçi bu keyfim de pek sürmeyecek sanırım ki Google Android L ‘ yi duyurdu. Şu an beta ama nexus’lar için hazır. Moto G’nin de Nexus’un kardeşi olduğunu düşünürsek ve Motorola’nın yine ticari hareketler yapmayacağını ümit edersek, kimbilir belki Moto G’ye de gelir bu sistem.

Kısaca Android L’den bahsetmek gerekirse, okuduğum ve videolardan izlediğim kadarı ile, birazcık IOS’a benzeyen daha sevimli görünen bir işletim sistemi yapmaya çalışmışlar. Ekran kenarları daha yumuşak, smooth bir işletim sistemi olmuş. Yani pazar gereği göze hitap etmeye çalışmışlar. Bence burada en büyük kaygının da Windows  işletim sistemli telefonların piyasaya hızlı giriş yapıyor olması. Bir yandan Tizen, diğer yandan Ubuntu’nun da geldiğini hatırlatırsak, Android de şekle önem vermeye başlıyor diyebiliriz.

Sonuç olarak Moto G ile napıcaz? Bu sefer akıllı durmayı düşünüyorum. Yani ihtiyacım olan bazı programlar için zorunlu olsa bile Root bile yapmak istemiyorum. Çünkü rahat durmuyorum. Kafam gereğinden fazla çalışıyor ve yaptığım hiçbir çalışmanın karşılığını para olarak alamadığım gibi, sonucunda kendimi yalnızlığa itecek çok fazla icat ve çalışma yapıyorum. Yaptıklarımı kimseye anlatamayıp kimseyle tartışamadığıma mı üzüleyim, yalnız ve parasız kaldığıma mı bilmem. O yüzden birazcık standart adam triplerini öğrensem iyi olur diye düşünüyorum. Haklısınız, 30 yaş bu kararı vermek için hayli geç. Daha 30 olmadık ya neyse… Kimbilir belki bir gün ben de teknolojik aletleri sadece kız tavlamak için kullanan o mutlu erkeklerden olurum :S :S :S

Şimdilik Moto G miz standart. Hangi akıllı telefonu alırsanız alın, şekilden biraz ödün verip, kabıydı, jelatiniydi mutlaka alın takın. Sonuçta sağlam alet, şekil aletten daha önemli. Ben bir de cüzdan kılıf aldım, özellikle yaz günleri işime yarayacağını düşünüyorum. Kredi kartı, para, kimlik ve telefon. Hepsini cüzdana koyabiliyorsunuz. Azcık araştırırsanız güzel seçenekler mevcut.

Baya baya döktürdüm yine. Konuşmak için ses tellerinizi pek  kullanmadığınız zamanlar, elleriniz çalışmaya başlıyor. Bugün kendi sesimi unuttuğumu fark ettim konuşunca. İnsana kendi sesinin yabancı gelmesi çok ilginç :) Keşke hem sosyal, hem de bu yazıları yazan biri olsak di mi :) Gerçi bunları yazmakta bir şey yok. Detaylı araştırma yazılarının yanında.

844 kelime ne ara olmuş anlamadım. Yeni telefon almayı düşünen arkadaşlar, kafalarına takılan konu ne olursa olsun, yorum bölümünden iletirlerse, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Eski telefonlarını ayağa kaldırmak isteyen arkadaşlar da keza sorularını yöneltebilirler.

Hepinize sorunsuz, kurcalamasız, telefonunuzu sadece kız tavlamak için kullanacağınız  (bayanların da peşlerindeki hayvan pardon hayran sayılarını artıracakları) mesut günler dilerim.

Yazalım bir iki kelam

Yayınlanma 23 Nisan 2009

Boş bir zaman farkettim içimden yazmak geldi. İki kelam dökülsün gözümden sözümden elimden.

Bu aralar yine vites büyütme çabaları var hayatımda, hatta ve hatta okul hayatımda. Vizeler bitti finallere yakınız, kötü geçen vizelerin ardından yapılması zorunlu ödevler. İstersen yapma. Aynı şeyleri yaşamayı sevmiyorsan tabi

Havalar ısınıyor, baharı damarlarımda hissedebiliyorum ama çaktırmıyorum. Etrafım canı yananlarla dolu zaten. Çılgınlık yapmak isterken okul sıralarında oturmak zorunda olan üniversite gençliğini gözlerimle görüyorum. Zamanında da lise gençliğini görüyorduk. Bir şey değişmiyor. Hatta hocalarım bile aynı dertten muzdaripler. Hocam bahçeye mi çıksak desek 1 saniye düşünecekleri yok aslında ama ne yapsınlar. Vazifeleri paylaşıyoruz.

Sıkılıyorum ama sıkılmam gerektiğini biliyorum, kendimi meşgul edecek kafamı dağıtacak şeyler yaptığım zaman sıkılmaya geri dönmeyeceğimi biliyorum. İşte onun sonunda da onun sıkıntısı en ağırı oluyor zaten.

Bazen şöyle etrafıma bakıyorum, bir şeyler paylaşacağım kimse kalmamış görüyorum. Herkes bir şeyler paylaşacak birini bulmuş çoktan kendine. Benimle paylaşmak da kolay fakat ben? Etrafımda paylaşayım diye gözümün içine bakan ailemden başka kimim var?

Yalnız takılmanın asosyalliğinin acısını kız arkadaşlarımdan çıkarmaya çalışırken hata yapmamaya çalışmaktan sıkılmış biriyim artık. Ben de insanım, bazen patlıyorum, duygularıma hakim olamıyor yanlışlar yapıyorum, tam kendime kızacakken etrafıma bakıyorum ve diğerlerinin yanında benimkinin gözle görülmeyecek kadar küçük olduğunu görüp vazgeçiyorum. Belki kendime de güvenmezdim ama birine güvenmem gerekse etrafıma baktığımda en yüksek puanı yine kendimin aldığını görüyorum. Keşke güveneceğim bir kişi daha olsaydı hayatımda…

Bahar geldi izliyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Her şeyi yapma özgürlüğüne sahibim fakat hiçbir şeyi yapmama izin yok. Ne kadar kasıntı bir cümle oldu değil mi? Farkındayım. Ama kasıla kasıla yaşıyorum zaten. Bu kadar kasılmaya bu göbek nasıl oluyor onu da anlamış değilim gerçi.

Geçenlerde derste çok sevdiğim bir hocam bana döndü ve benim de üniversitede eğitim veren bir hoca olmamı söyledi. Arkadaşlarım da böyle diyorlar. Fakat ne bilim. Ben yanlışları görüp düzeldikçe, doğrulardan uzaklaşır hale geldim diye korkuyorum. Tüm yanlışları biliyor olmam benim doğru biri olduğumu göstermeyecek. Belki de hata yapmaktan korkuyorumdur o konuda da. Bir gün bana yapılan yanlışları ben de başkasına yaparım diye korkuyorumdur… Ama büyük konuşmuyorum. Ama bir gün öğretmen olursam, lisede olmam o da yüksek olur eminim. De yeterince yüksekten uçuyorum zaten fazlasına gerek yok bence.

İnsanlar görüyorum mutlu, insanlar görüyorum farklı, değişik, her çaptan her satırdan adamlar. Yaptığı yanlışların doğruluğunu savunan çünkü yanlış olduğunu öğrenince intihar etmekten korkan insanlar görüyorum. Gülüyorum, ağlıyorum, sevinmiyorum, üzülüyorum. Etrafıma bakıyorum yakınımdakilere, yaşam mücadelesinden başka bir şey yapmıyorlar. Yanlış yapmak mübah olmuş amaç hayatta kalmak ya da mutlu olmakçasına. Peki Cihan sen neden hiç yanlış yapmıyorsun. Halbu ki senin uzmanlık alanın değil mi? Zevk bile almaz mısın bundan? Kralını yaparsın biliyorum ama yapmıyorum. Çünkü o zaman onlardan ne farkım kalacak? O zaman adım Cihan mı olacak? Sanmam. Yaptığı doğrularla mutsuz olan bir adam olarak geldim dünyaya ve artık çok geç Böyle de gideceğim. Ölmeden 1 saat önce belki yaptığım bir doğru neticesinde takdir edilirim ve mutlu olmayı başarırım. Mutluluk yanlışlarla olmamalı olamaz. O bir mutluluk değildir, o bir hazdır bir tatmindir. Acısı bir gün elbet çıkar, sanki benim acım çıkmıyor ya

Türk filmlerinin senaryolarından fırlayıp gelmişim. Beni kimler yetiştirdi bazı şeyleri bana kimler öğretti unutuyorum hatırlamıyorum bazen. Ama tüm öğrendiklerimin anamdan babamdan olmaığı bir gerçek. Nerden bildiğimi bilmediğim olaylar, hatırlamadığım anılar, sebebini bilmediğim acılar. Bunların yerini yurdunu bilmiyorum, bilmem gerekip de unuttuğum şeylerin de anlamını çözemiyorum. Bazen kim olduğumu düşünüyorum. Bazen kim olduğumu unutuyorum…

Konsantre de olamıyorum. Yazımı sonlandırıyorum. Devam ediyorum pes etmiyorum. İyi günler diliyorum…

Sonraki sayfa »



ankara escort izmir escort antalya escort eskişehir escort escort ankara