Etiket Arşivi: 'hayat'

Anlatılamayan

Ölümdü. En gerçek olan, en çok hissedilen. En çok üzen, acı veren, gözyaşı döktüren…

Bana acı veren birçok gerçek var. En tepedeki ölüm olsaydı keşke ama değil. Fakat ölümü görünce, duyunca, ölümün yanında onu hayal edince ve daha sonra bir ölümün yanında “o” nu görünce, daha çok anlıyor insan.

Birileri ölecekti, öldü. Yanında olamadın. Birileri daha ölecek ve yanında olamayacaksın, o da senin yanında olamayacak. Ölüneceğini bile bile, sevdiğin birinden ayrı kalmak mı acı olan? Yoksa sevmemen gerekirken birini seviyor olmak mı? Unutman gerekirken özlemek mi…

Uzun zamandır yazmayan biri, uzun uzun cümleler kuramıyor. Araya serpiştirilecek çok söz varsa da, son yazacağımı hemen yazıp bitirmek istiyorum.

Hayat insanı öyle şeylere şükür ettiriyor ki…

Birinden ölümle ayrılmak en zor olanı, en kötü olanı. Bu yüzden üzülmenin yanında şükür de ediyorum ben. Bu ayrılıkta ölüm olmadığı için şükür ediyorum. Allah kalanlara uzun, sağlıklı ömür versin.

Bakamasam da, iyi olduğunu gördüğüm için iyiyim.

Mücadele

Mücadele bu kadar zor olmamalıydı aslında.

Mücadeleyi kolay yapan, ya da mücadele ederken insana güç veren bir şeyler var bence bende olmayan.

Başarı duygusu, emeğin karşılığı, bir yerlere ulaşıyor olma hissi, güleryüz, mutluluk vb. durumlar.

Bunlar olmadan mücadele etmeyi denesenize bir. Peki bunlar kendi kendine mi kayboldu ya da hastalık olduğu için mi yok? Kesinlikle hayır. Hastalık olduğu halde edilmiş onca mücadele var. Ama alınamamış onca sonuç da var. Hayal kırıklıkları en büyük etken bence. Belki hastalıktan da öte.

Sonrası kısır döngü.

Şimdi yine mücadele ediyorum. En büyüğü de sabah-akşam mücadelesi. Zaman mücadelesi. Garip ama gerçek. Hayatta kalma mücadelesi de var ama hayatta kalırken acı çekmeme mücadelesi daha büyük bende.

Başarıların ödül yerine ceza bulması, sisteme adapte olmanın en büyük zorluğu olsa gerek. Zaten sisteme adapte olmakta zorlandığın anda sana konulacak bir tanı elbette bulunuyor.

Ben başarısız olduğumu kabul ettim. Sevdiğim insanın başarılı olduğunu da kabul ettim. Bu nedenle sevilmeyeceğimi de kabul ettim. Bu durumda problemi nasıl çözüyorsunuz. Çözüm basit duruyor zira basit olsaydı bu problem de var olmayacaktı.

“Sevgi mi kaldı?” diye sordu bir arkadaşım. Evet durum normal insanlar açısından gerçekten bu şekildeydi. “Sevgi mi kaldı?” diye sormak vardı ve bu soru gerçekten çok basitti. Çünkü normal insanlar için “Sevgi” bile zamanla geçen bir gerçekti. Onun bile bir zamanı, bir ömrü vardı. Herkes için ömrü olan bu olgu, şayet senin için sonsuz ömre sahipse, kısır bir döngüdeyse, gidip gidip gelen ama sonsuza kadar sürecek bir şeyse vay haline. Anlaşılması imkansız, sürekli eleştirilen, kızılan, komik bulunan bir adam olma ihtimalin vardı. Daha da fenası, sana gülecek olan kişinin, bir zamanlar sevdiğin ve seni seven kişi olabilme ihtimaliydi.

Sen anlaşılsan da anlaşılmasan da, sevdiğin de dahil tüm insanlık bir şekilde hayatına devam ederken sen burada bu yazıyı yazıyor oluyorsun. Yine insanların tepkisi, madem üzülüyorsun niye yazıyorsun olacaktı. Oldu, bitti.

İcraat var, imaj yok

Kaybetme sebeplerimden başı çeken budur. Bi de egosu yüksek derler. İmajsız icraatinden bahsedince egolu oluyorsun. Görmedik ki anadan babadan…

Kitabı  nasıl yazacağım bu kafayla bilmiyorum. Buraya yazabiliyorum ama diğer taraf ödev yapmak gibi geliyor. Bir şekilde buraya yazıp burada yazdıklarımı derleyip kitaba dönüştürmeliyim. Nasıl yapacağım bilmiyorum ama 2 tür kitap fikri var kafamda. Birisi “Sınır Kişi” yi anlatacak diğeri ise “Sınır Kişi Öyküleri” olacak. Öyküler kitabı ana kitaptan önce hazır olur gibi geliyor zira o kitabı burada yazılanlardan derlemeyi planlıyorum. Sanırım öykü yazmada daha iyiyim. Ya da günlük ve yaşananları yazmada. Sonuçta hasta birinin hastalığı anlatması, yaşadıklarını anlatmasından daha zor. Doktor değilim, hastayım. Yaşıyorum. Bire-bir içindeyim. Onca tedaviyi üstlenen de, olayı yorumlayan da, acıyı yaşayan da, “Haklısın” sözünü duyup kaybeden de benim.

İşsizlik yazmadaki büyük sebep. Yokluk, hiçlik, kimsesizlik. Bu da ayrı bir garip değil mi? Hayatımda biri olsa, bir işim olsa, bir amacım, sebebim, görevim vb. olsa, yani azıcık mutlu olsam yazamam değil mi? E olsam da bir şey fark etmiyor ki. Dönüp dolaşıp düşeceğim durum ortada. Bir de şöyle bir şey var. Hayatınıza biri girdiğinde sizin hep mutlu olmanızı istiyor. Mutsuzluğunuza tahammül edemiyor. Ama kitap yazmanı da istiyor? O iş nasıl olacak? Mutsuz hissetmeden zaten yazamıyorsun. Diyelim mutluyken zorladın kendini yazdın, yazı bittiği anda mutsuzsun artık. Bir bölüm yazdıktan sonra buluşmaya gittiğini düşünsene, al işte sana kavga sebebi. Bugün yazı yazdım ondan mutsuzum desen alttan alacak mı seni? Kız dediğin sonunda yeter yazma demeyecek mi? Hepsinin hayali prenseslik değil mi? Mutsuz prens mi olur lan? Kim çeker. Nasıl olsa sıraya dizilmiş 10 abaza var değil mi? Bir gün gerçek bir kadınla tanışıp tanışmayacağımı gerçekten merak ediyorum. Ya da gerçek olsun sevdasından vazgeçip çok eşli bir hayat süreceğim. Kimse kusura bakmasın…

Bildiğim tek şey var. Korkunun hiçbir işe yaramıyor olması. Gerçekleşmesinden korktuğun her şey gerçek oluyor. E aptal biri değilsen durduk yere korkmazsın. Zeki insanlar ihtimal gördüklerinde korkarlar. Peki bu ihtimali gösteren nedir? En büyüğü tecrübedir. Peki nihayetinde gerçekleşiyorsa? Ne yapacağız korkmayı mı bırakacağız? Zor. Bu elde olan bir şey değil. Ha misal şimdi ben yalnız ölmekten mi korkuyorum? Yoksa ölene kadar yalnız yaşamış olmaktan mı korkuyorum? Korkuyorsam ve korkmaya devam edersem bu durum gerçek olacak. Peki bu korkudan nasıl kurtulacağım? Nasıl vazgeçebilirim bu düşünceden? Bunun tek çözümü yalnızlıktan kurtulmak? E başa döndü işte, o zaman zaten bu korkuyu düşünmeye zaman kalmıyor. Para parayı çeker kanunu. Kanıtlayamadığım çok fazla şey var. Şanslı insanlar bunu enerji olarak niteliyorlar. Evrene olumlu mesaj. Ne düşünürsen onu çekersin, ne hissedersen o olur. Pozitif düşün iyi olsun. Sağlıklı olmak çok güzel. Şanslı olmak daha güzel. Tecrübelerimizi değiş tokuş etsek olumlu düşünebilir misin? Geçmişimizi değişsek? Hormonlarımızı değişsek? Ruhumuzu, aklımızı, beynimizi değişsek? Olmadı di mi? Evet olmadı.

Bazen nasıl yazdığıma anlam bile veremiyorum sadece yazıyorum. Yazıyorum da, mesai dolsun diye yazıyorum. Zaman geçsin diye yazıyorum. Zaman geçerken daha az acıtsın diye yazıyorum. Rahatlamak için yazıyorum diyemiyorum, yazdıkça kötü oluyor, kötü oldukça daha çok yazıyorum. Ama kimse rahatsızlık duymuyor bu durumdan. Oysa ki yazmak yerine alkol alsam ya da uyuşturucu kullansam da aynısı. Ama o zaman herkes üzülür değil mi? İçtikçe kötü oluyorum kötü oldukça daha çok içiyorum. Koş doktora. Ama zararsız bir şey yapıyorsan, hatta yaptığın bu şey bir gün birilerine eğlence veya terapi olacaksa yap. Hayat gerçekten acımasız. Yalnızsan yalnızsın, bu kadar…

Belki bir gün zorunda olduğum için değil de, sadece içimden geldiği için yazdığım bir hayatım olur. Belki bir gün olur. Belki bir gün bir hayatım olur…

Sonraki sayfa »



ankara escort izmir escort antalya escort eskişehir escort escort ankara