Etiket Arşivi: 'hayat'

His

Aradan çok uzun zaman geçti.

Canım hala ilk günkü gibi yanıyor.

Özlüyorum. Pişmanlık duyuyorum. Suçum yok oysa ki biliyorum. Ama bu duygunun tarifi inanılmaz. İmkansız bir şeyi özlüyorum. İmkansızı kısa süre de olsa olabilir bir şeymiş gibi yaşamayı özlüyorum. Aynaya bakmayı özlüyorum. İnsanların gözlerine bakmayı da tabi. Sonra sonra özgüveni özlüyorum. Yaşamayı, hissetmeyi. Suçluluk duymadan. Kendimi kutlamayı özlüyorum. Aferin bana, aferin sana demeyi. Nasıl da yaptım helal olsun demeyi. Olmuyor. Geçmişi düşünmeden yaşamayı özlüyorum. Yaptığım hataları düşünmemeyi. Başarılarımı hatırlamayı sadece. Olmuyor, sadece başarısızlıkları hatırlıyorum. Canım yanıyor. Dur durak bilmiyor. Anlamsız sesler, anlamsız hisler. Acısı gerçek, ilk günkü gibi. Kalp ağrısı. Onun tarifi yok işte. Bedeli çok ağır bir rahatsızlık. Tedavisi para gerektiren, para kazanmaya engel bir rahatsızlık. Sadece, ufak, küçük, geçici, ucuz çözümlere gücünü yettiren, elden hiçbir şey getirmeyen bir rahatsızlık. Tüm hayatının, vazgeçenlerle, terk edenlerle dolu olduğunu düşündüren bir rahatsızlık. Sevdiklerini gözlerinin içine bakarak senden ayıran, senden vazgeçip seni terk eden kişinin 1 saniye bile aklına gelmediğin bir rahatsızlık. Seni bırakıp gidenler başka ruhlarda teselli bulurken, senin onlar için göz yaşı döktüğün bir rahatsızlık. Sen gidenleri gitmelerinin üstünden yıllar da geçse, gün içinde defalarca, sayısızca kez hatırlarken, gidenin senin var olduğun zamandan çok daha güzel bir yaşama sahip olmasını bilmek, başka bir tarifsiz duygu. Aşk acısı, özlem, yalnızlık, terk edilmişlik, başarısızlık vs. insani duygular evet, olsun bunlarla da yaşayıp hayatıma devam ederim dediğin anda, hayatına devam edemediğini fark ettiğin o an. Para kazanamadığını, kariyer yapamadığını gördüğün o an daha çok netleşiyor hayatın. İşte tam da o anda anlıyorsun bunun o kadar da basit bir problem olmadığını. Çocukluğundan beri aklından çıkmayan intihar arzusunu aklına getirdikçe anlıyorsun ölümcül bir hastalığa sahip olduğunu. Ölmeden önce birini öldürmenin nasıl bir korku getirdiğini ancak vicdanlı bir hastaysan anlıyorsun. İnsanların yazılarında, şiirlerinde anlattığı yalnızlığın bile, seninkinin yanında eğlenceli kaldığını görüyorsun. Anlıyorsun, tekrar ve tekrar.

Şimdi şükür et diyorsun kendine. Yaşadığın için ve özlediğinin yaşadığı için. Onu hiç aldatmadığın için ve aldatılmadığın için. Sağlık diliyorsun, huzur. Kendine dilemeye dilin varmıyor artık utancından, en azından ona diliyorsun.

Bitmediğine üzülüyorsun, geçmediğine. 33 yılın bittiğine, 2019 un son günlerine girdiğine ve 2020 de seni güzel bir şeylerin beklemiyor olma ihtimaline.

Düz bir yoldasın aracınla ilerliyorsun, ilerlemenin tek sebebi lastiklerin hala dönebiliyor oluşu.

Hepsi bu…

 

Anlatılamayan

Ölümdü. En gerçek olan, en çok hissedilen. En çok üzen, acı veren, gözyaşı döktüren…

Bana acı veren birçok gerçek var. En tepedeki ölüm olsaydı keşke ama değil. Fakat ölümü görünce, duyunca, ölümün yanında onu hayal edince ve daha sonra bir ölümün yanında “o” nu görünce, daha çok anlıyor insan.

Birileri ölecekti, öldü. Yanında olamadın. Birileri daha ölecek ve yanında olamayacaksın, o da senin yanında olamayacak. Ölüneceğini bile bile, sevdiğin birinden ayrı kalmak mı acı olan? Yoksa sevmemen gerekirken birini seviyor olmak mı? Unutman gerekirken özlemek mi…

Uzun zamandır yazmayan biri, uzun uzun cümleler kuramıyor. Araya serpiştirilecek çok söz varsa da, son yazacağımı hemen yazıp bitirmek istiyorum.

Hayat insanı öyle şeylere şükür ettiriyor ki…

Birinden ölümle ayrılmak en zor olanı, en kötü olanı. Bu yüzden üzülmenin yanında şükür de ediyorum ben. Bu ayrılıkta ölüm olmadığı için şükür ediyorum. Allah kalanlara uzun, sağlıklı ömür versin.

Bakamasam da, iyi olduğunu gördüğüm için iyiyim.

Mücadele

Mücadele bu kadar zor olmamalıydı aslında.

Mücadeleyi kolay yapan, ya da mücadele ederken insana güç veren bir şeyler var bence bende olmayan.

Başarı duygusu, emeğin karşılığı, bir yerlere ulaşıyor olma hissi, güleryüz, mutluluk vb. durumlar.

Bunlar olmadan mücadele etmeyi denesenize bir. Peki bunlar kendi kendine mi kayboldu ya da hastalık olduğu için mi yok? Kesinlikle hayır. Hastalık olduğu halde edilmiş onca mücadele var. Ama alınamamış onca sonuç da var. Hayal kırıklıkları en büyük etken bence. Belki hastalıktan da öte.

Sonrası kısır döngü.

Şimdi yine mücadele ediyorum. En büyüğü de sabah-akşam mücadelesi. Zaman mücadelesi. Garip ama gerçek. Hayatta kalma mücadelesi de var ama hayatta kalırken acı çekmeme mücadelesi daha büyük bende.

Başarıların ödül yerine ceza bulması, sisteme adapte olmanın en büyük zorluğu olsa gerek. Zaten sisteme adapte olmakta zorlandığın anda sana konulacak bir tanı elbette bulunuyor.

Ben başarısız olduğumu kabul ettim. Sevdiğim insanın başarılı olduğunu da kabul ettim. Bu nedenle sevilmeyeceğimi de kabul ettim. Bu durumda problemi nasıl çözüyorsunuz. Çözüm basit duruyor zira basit olsaydı bu problem de var olmayacaktı.

“Sevgi mi kaldı?” diye sordu bir arkadaşım. Evet durum normal insanlar açısından gerçekten bu şekildeydi. “Sevgi mi kaldı?” diye sormak vardı ve bu soru gerçekten çok basitti. Çünkü normal insanlar için “Sevgi” bile zamanla geçen bir gerçekti. Onun bile bir zamanı, bir ömrü vardı. Herkes için ömrü olan bu olgu, şayet senin için sonsuz ömre sahipse, kısır bir döngüdeyse, gidip gidip gelen ama sonsuza kadar sürecek bir şeyse vay haline. Anlaşılması imkansız, sürekli eleştirilen, kızılan, komik bulunan bir adam olma ihtimalin vardı. Daha da fenası, sana gülecek olan kişinin, bir zamanlar sevdiğin ve seni seven kişi olabilme ihtimaliydi.

Sen anlaşılsan da anlaşılmasan da, sevdiğin de dahil tüm insanlık bir şekilde hayatına devam ederken sen burada bu yazıyı yazıyor oluyorsun. Yine insanların tepkisi, madem üzülüyorsun niye yazıyorsun olacaktı. Oldu, bitti.

Sonraki sayfa »