Tarih: 24 Kasım 2018 Saat: 16:22

İcraat var, imaj yok

Kaybetme sebeplerimden başı çeken budur. Bi de egosu yüksek derler. İmajsız icraatinden bahsedince egolu oluyorsun. Görmedik ki anadan babadan…

Kitabı  nasıl yazacağım bu kafayla bilmiyorum. Buraya yazabiliyorum ama diğer taraf ödev yapmak gibi geliyor. Bir şekilde buraya yazıp burada yazdıklarımı derleyip kitaba dönüştürmeliyim. Nasıl yapacağım bilmiyorum ama 2 tür kitap fikri var kafamda. Birisi “Sınır Kişi” yi anlatacak diğeri ise “Sınır Kişi Öyküleri” olacak. Öyküler kitabı ana kitaptan önce hazır olur gibi geliyor zira o kitabı burada yazılanlardan derlemeyi planlıyorum. Sanırım öykü yazmada daha iyiyim. Ya da günlük ve yaşananları yazmada. Sonuçta hasta birinin hastalığı anlatması, yaşadıklarını anlatmasından daha zor. Doktor değilim, hastayım. Yaşıyorum. Bire-bir içindeyim. Onca tedaviyi üstlenen de, olayı yorumlayan da, acıyı yaşayan da, “Haklısın” sözünü duyup kaybeden de benim.

İşsizlik yazmadaki büyük sebep. Yokluk, hiçlik, kimsesizlik. Bu da ayrı bir garip değil mi? Hayatımda biri olsa, bir işim olsa, bir amacım, sebebim, görevim vb. olsa, yani azıcık mutlu olsam yazamam değil mi? E olsam da bir şey fark etmiyor ki. Dönüp dolaşıp düşeceğim durum ortada. Bir de şöyle bir şey var. Hayatınıza biri girdiğinde sizin hep mutlu olmanızı istiyor. Mutsuzluğunuza tahammül edemiyor. Ama kitap yazmanı da istiyor? O iş nasıl olacak? Mutsuz hissetmeden zaten yazamıyorsun. Diyelim mutluyken zorladın kendini yazdın, yazı bittiği anda mutsuzsun artık. Bir bölüm yazdıktan sonra buluşmaya gittiğini düşünsene, al işte sana kavga sebebi. Bugün yazı yazdım ondan mutsuzum desen alttan alacak mı seni? Kız dediğin sonunda yeter yazma demeyecek mi? Hepsinin hayali prenseslik değil mi? Mutsuz prens mi olur lan? Kim çeker. Nasıl olsa sıraya dizilmiş 10 abaza var değil mi? Bir gün gerçek bir kadınla tanışıp tanışmayacağımı gerçekten merak ediyorum. Ya da gerçek olsun sevdasından vazgeçip çok eşli bir hayat süreceğim. Kimse kusura bakmasın…

Bildiğim tek şey var. Korkunun hiçbir işe yaramıyor olması. Gerçekleşmesinden korktuğun her şey gerçek oluyor. E aptal biri değilsen durduk yere korkmazsın. Zeki insanlar ihtimal gördüklerinde korkarlar. Peki bu ihtimali gösteren nedir? En büyüğü tecrübedir. Peki nihayetinde gerçekleşiyorsa? Ne yapacağız korkmayı mı bırakacağız? Zor. Bu elde olan bir şey değil. Ha misal şimdi ben yalnız ölmekten mi korkuyorum? Yoksa ölene kadar yalnız yaşamış olmaktan mı korkuyorum? Korkuyorsam ve korkmaya devam edersem bu durum gerçek olacak. Peki bu korkudan nasıl kurtulacağım? Nasıl vazgeçebilirim bu düşünceden? Bunun tek çözümü yalnızlıktan kurtulmak? E başa döndü işte, o zaman zaten bu korkuyu düşünmeye zaman kalmıyor. Para parayı çeker kanunu. Kanıtlayamadığım çok fazla şey var. Şanslı insanlar bunu enerji olarak niteliyorlar. Evrene olumlu mesaj. Ne düşünürsen onu çekersin, ne hissedersen o olur. Pozitif düşün iyi olsun. Sağlıklı olmak çok güzel. Şanslı olmak daha güzel. Tecrübelerimizi değiş tokuş etsek olumlu düşünebilir misin? Geçmişimizi değişsek? Hormonlarımızı değişsek? Ruhumuzu, aklımızı, beynimizi değişsek? Olmadı di mi? Evet olmadı.

Bazen nasıl yazdığıma anlam bile veremiyorum sadece yazıyorum. Yazıyorum da, mesai dolsun diye yazıyorum. Zaman geçsin diye yazıyorum. Zaman geçerken daha az acıtsın diye yazıyorum. Rahatlamak için yazıyorum diyemiyorum, yazdıkça kötü oluyor, kötü oldukça daha çok yazıyorum. Ama kimse rahatsızlık duymuyor bu durumdan. Oysa ki yazmak yerine alkol alsam ya da uyuşturucu kullansam da aynısı. Ama o zaman herkes üzülür değil mi? İçtikçe kötü oluyorum kötü oldukça daha çok içiyorum. Koş doktora. Ama zararsız bir şey yapıyorsan, hatta yaptığın bu şey bir gün birilerine eğlence veya terapi olacaksa yap. Hayat gerçekten acımasız. Yalnızsan yalnızsın, bu kadar…

Belki bir gün zorunda olduğum için değil de, sadece içimden geldiği için yazdığım bir hayatım olur. Belki bir gün olur. Belki bir gün bir hayatım olur…

Etiketler:

0 Yorum “İcraat var, imaj yok” için;


  • Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yap